MIME-Version: 1.0 Content-Type: multipart/related; boundary="----=_NextPart_01CA6769.7C615120" Bu belge Web Arşivi olarak da bilinen Tek Dosyalı Web Sayfasıdır. Bu iletiyi görüyorsanız tarayıcınız veya düzenleyiciniz Web Arşivi dosyalarını desteklemiyor demektir. Lütfen Microsoft Internet Explorer gibi Web Arşivlerini destekleyen bir tarayıcı yükleyin. ------=_NextPart_01CA6769.7C615120 Content-Location: file:///C:/253E6201/310yuma.htm Content-Transfer-Encoding: quoted-printable Content-Type: text/html; charset="us-ascii"
Psikiyatri ve Sinema
3.10 TO YUMA – 2007
Film Detayl=
arı
ve Görüntüleri için tıklayın
Hollywood’un memleketimi=
zde
“Kovboy Filmi” janrası olarak bilinen filmlerin
üretiminde değişik devrelerden geçmiş ve
zamanımızda da geçmekte olan bir macerası vardır=
.
Filmler, “hareket eden resimler” olarak ilk =
defa
topluma Ondokuzuncu Asrın sonunda gösterilmeye başlayan
senelerden günümüze kadar “Kovboy” hikayeleriyle olan ilişkisini kesmemiştir. Bu
“folklor” da yalnız Amerikada yaşayanlara değil
dünyaya tanıtılarak Amerika ile özdeşleştiril=
miştir.
Tabii Beyaz Perdede izlediğimiz kovboylar ile hakiki
yaşamdaki kovboylar arasında çok fark vardır.
Geçmişte “sığır
çobanlığı için kiralanmış genç=
;”
olarak tercüme edilebilecek “Kovboy,” filmlerde belinde
tabanca, barda içki arkasından içki yuvarlayan, atı=
na
binip nereye gittiği bilinmeyen, oradan oraya gezen, yumruk
kavgalarına gözünü kırpmadan girişen,
kadınları ve çocukları koruyan, kötüleri
acımasız olarak öldüren, yaşamını nas=
05;l
kazandığı üzerinde pek durulmayan bir karakter olarak
kanıtlanmıştır. Hatta sonraları Ondokuzuncu Asr=
05; hikaye edinen her filmde ama Amerikan İç
Savaşı olsun, ama kızilderili sorunu bulunsun, hiç te “çiftlik” veya
“sığır güdümü” ile ilgisi olmasa =
bile
yine “Kovboy” filmi şeklinde tanımlanmaya devam
edilmiştir. Hollywood film endüstrisi bu uyumsuzluğu ortadan
kaldırmak için bu janraya “Western - Batı
taraflı” ismini uygun görmüştür.
Yazarın ilk anımsadığı
“western-kovboy” filmleri İstanbul, Fatih, Malta’da
yaşarken Şehzadebaşı açık hava
sinemalarında ilk okul-orta okul zamanları
gördüğü 1930-40 larda yap=
05;lan
ve Charles Starrett, Bill Elliott, Tom Mix, Gene Autry, Tex Ritter ve Roy
Rogers gibi cicili-bicili beyaz giyinen kahramanların kara giyinen
kötülerle olan mücadelelerini yansıtan hikayelerdi. Bun=
lara
bazen, “Maskeli Beşler” adı altında her biri
yarım saatten ibaret olan,12 kısım tekmili birden
gösterilen diziler de eklenirdi.
Bin dokuz yüz ellilerde fon müzikleri güz=
el
olan ve iyi yapım, yönetim, oyunculuk, sinematografi ve diğer
alanlarda kaliteli filmler üretilmeye başlanmış, Frankie
Lane gibi sanatçılar, ödül kazanan filmlerin
şarkılarını okuyarak izleyicilerin senelerce
mırıldanacağı skorları kanıtlamışla=
rdı.
Bin dokuz yüz atmışlarda, artık
orijinalite yaratamayan ve konuları geçmiştekilere
benzediğinden sinema severlerin ilgisini
çekemeyen klişe filmlerin ardından “western”
türü filmlerine büyük oyuncu isimlerine rağmen kim=
se
gitmez olduğundan Hollywood “kovboy” filmine
“perhiz”e başlamıştı.
İşte bu sırada Avrupa’da hiç
akla gelmeyecek şekilde “Amerika Batısı”na ait
bilhassa İtalyan yapımı filmler çevrilmeye
başlanmış ve Amerikadakilerin de “Spaghetti Western=
221;
mizahı ile janralaştırmalarına yol açmı#=
1;tır.
Başta Sergio Leone yapımı ile düzenlenen ve
Morricone’un unutulmaz fon müziğiyle süslenen bu grup =
filmler
atmışların başından yetmişlerin ilk senelerine
kadar bir dekat diye ölçebileceğimiz devrede
Hollywood’un yarattığı boşluğu
doldurmuştur. Bu filmlerde “Vahşi Batı” ilk defa
olduğu gibi tanıtılmış, giysilerden
davranışlara, kasabaların görüntüsünden =
iyi-kötü
kovboy farkının pek izlenilmemesine kadar yaşam, tarihte
olduğu gibi realistik bir şekilde
yansıtılmıştır. Bazıları efsanesel Japon
üstad Kurosawa’nın filmlerinden çeviri yapım=
05;
olan bu filmlerde Hollywood’da iş bulamayan Clint Eastwood, Lee =
Van
Cleef ve Eli Wallach gibi aktörler parlamışlar ve
şöhretlerini yıllarca sürdürmüşlerdir.
Ayrıca Henry Fonda, Rod Steiger, Charles Bronson ve Charles Coburn gibi
Hollywood meşhurları da, bu janranın popülaritesine
kendilerini kaptırmışlar ve degişik filmlerde baş rolleri paylaşmışlardır. =
“Spaghetti Western” akımı
modasının da bin dokuz yüz yetmişlerin ortalarında
geçmesinden sonra “kovboy” filmleri bu sefer dünya
beyaz perdesinden otuz sene kadar iyice silinmiştir.
Hollywood, Yirmi Birinci Asırda, biraz da “Sp=
aghetti
Western” türünün başarısını gö=
;z
önüne alarak yeni kuşağa “kovboy”
janrasını yeniden sergileme kumarına girişmiş ve s=
on
senelerdeki yapımların “gişede kırdığ=
305;
rekorlara” bir göz atacak olursak bunda da şimdilik
başarıya ulaşmıştır.
İşte gözden geçireceğimiz =
220;3:10 to Yuma” da bu “yeni kovboy”
janrası akımında üretilmiş olan güzel filmler=
den
biridir.
Dan Evans (Christian Bale) Amerikan İç
Savaşında bacağından yaralanarak yürüyebilmes=
ine
ve çalışabilmesine rağmen sakat gazi olarak ço=
k az
bir hükümet yardımı karşılığın=
da
yaşamına devam etmek zorunda kalmıştır. Eşi <=
span
class=3DGramE>Alice (Gretchen Mol) ve biri 14 yaşındaki Bi=
ll
(Logan Lerman) ve diğeri 9 yaşındaki oğulları Mark
(Benjamin Petry) ile borç para ile satın aldıkları
çiftlikte sığır yetiştirme
uğraşısındadır.
Mark babasına çok saygı ve sevgi
göstermekte, Bill ise babasının savaştaki deneyimlerind=
en
öğrendikleri ve birikimlerinin yansıtt=
305;ğı herşeyde
kavga-dövüşten önce konuşup-anlaşmaya
yönelmesini olgunluk olarak değil, korkaklık olarak
algılamakta, yaşının verdiği doğal şiddet
desteğiyle her anlaşmazlıkta kaba kuvvete
başvurulmasını yeğlemektedir.
Kurak hava yüzünden çiftliğin veri=
mi
azalmış ve Dan borçların=
305;
zamanında ödeyememiştir. Bu yüzden o bölgenin
ağası Hollander (Lennie Loftin) tarafından önce tehdit
edilmiş, çıkıp-gitmesi ve çiftliği kendis=
ine
devretmesini bildirmiş, sonra da malı-mülkünün
yakılıp-yıkılma olasalığı kendine
yeğlenmiştir.
Filmin başında Dan =
ve
ailesini, çiftlik yapıtlarından birkaçında
Hollander’in adamları tarafından çıkarılan
yangını söndürme uğraşıları
içinde görürüz.
Bu arada, bölgeden bölgeye altın
taşımakta olan atlı posta arabasını, yeni kurulan
Pinkerton kanun kurumunun korumalarını ve arabaya
yerleştirilmiş Gatlin makinalı tüfeğini izleriz.
Korumaların başı Byron McElroy (Peter Fonda), o bölgeni=
n en
azılı soyguncu çetesinin başı olan Ben Wade (Rus=
sell
Crowe) tarafından düzenlenecek bir baskın
olasalığından huzursuzdur ve beklediği de olur. Bir vad=
ide
hücuma uğrarlar ve kendisinin yaralanmasına ve bütü=
;n
görevlilerin haydutlarca öldürülmelerine karşı
Ben, eskiden beri tanıdığı bu kanun adamını
öldürmez, adeta olanları anlatacak birini bırakmakla,
şöhretini daha da fazlalaştırma fikrindedir.
Soyguncular vadiden ayrılırken tesadüfen =
Dan ve iki oğlu ile karşılaşı=
rlar. Dan kasabaya giderek Hollander ile arasındaki pro=
blemin
çözümünü tartışacaktır. Ben’=
;i
de hemen tanımıştır. Kendisine
sığırlarından birinin öldürüldü=
7;ünü,
bunu yapanın da Ben ve çetesi olduğunu
düşündüğünü bildirir. Başta, grup
içinde Ben’e en sadık olan Charlie Prince (Ben Foster) ol=
mak
üzere Dan ve çocuklarına hemen
şiddete baş vurmalarına yönelmeye
karşılık,
Dan’in bu cesareti göstermesi, Ben’in çok
hoşuna gitmiştir. Dan’a adeta öz&u=
uml;r
dileyerek adamlarının çok aç olduklarını =
onun
için yalnız bir sığır öldürerek etini =
yeme
zorunda kaldıkları cevabını verir, Dan’a da,
çocuklara da atlarından inmelerini, silahları ile beraber
atlarını vadinin öbür yanında alabileceklerini,
şu anda vadiden çıkıncaya kadar kendilerinin atlarla
hemen şerife koşup durumu bildirmemeleri için buna gereksi=
nim
olduğunu biraz da şaka yollu sergiler.
Çete kasabada az bir zaman kalıp yola
düzülme planlamasındadır. Buna rağmen, Ben, eskiden
tanıdığı bir Emma (Vinessa Show) isimli bir
hanımın şimdi o kasaba barında çalışt&=
#305;ğını
görünce adamlarını önden yollar ve kendisi de
hanım ile beraber olmak için arkada kalır. Soygundan kimse=
nin
haberi olmadığı, dolayısı ile yakalanmasına
olasalık bulunmadığını hesap etmektedir. Bununla
beraber Pinkerton hafiye grubu kendini gizlice takip etmiştir.
Ben beklemedidiği bir şekilde barda
yakalandıktan sonra Yuma şehrinde olan mahkemeye ve hapisaneye
götürülmek için dağların ötesinde bulu=
nan
tiren istasyonuna at sırtında ve muhafaza altında
götürülecektir. Bu tehlikeli seyyahata hele Ben’in
çete arkadaşlarının kendisini kurtarmak için
herşeyi yapacakları beklentisi de eklenince pek
gönüllü çıkmamaktadır. Pinkerton
görevlileri herkeze büyük para vaat etmelerine rağmen
herkes korkudan bu işe girişmek istememektedir.
Bu arada Dan, kasabadaki ev s= ahibi ile konuşmaya gelmiş ama sokakta yaka-paça ev sahibinin adamlarınca dövülmüştür. Çiftliği kurtarmak için nereden para bulacağını bilemez iken, = Ben Wade’in yakalandığını ve kendisini tiren istasyon= una götürecek olanlara o zamanın parası ile 200 dolar teklif edilmektedir. Parasızlık yüzünden çaresiz kalan = Dan buna gönüllü çıkar ve haydudun, tren istasyonuna götürülmesinde yolun üzerind= eki çiftliğinde bile bir gece konaklanmasını kabul eder.<= o:p>
Ben, Dan’i tekrar gördüğüne ad=
eta
sevinmiştir. Onunla dalga geçmeye başlar ama Dan gayet ciddi bir şekilde görevini yerine
getirme düzeyinde bu mizah ve şakalara katılmamaktadır.=
Ben
hiç bir korku veya endişe taşımamaktadır.
Adamlarının er-geç kafileyi bulup kendisini
kurtaracaklarından emindir.
O akşam Pinkerton görevlileri, birkaç
şerif yardımcısı ve Dan
çiftlikte mola verirler. Soyguncuları da şaşırtm=
ak
için içinde sanki Ben olan, ona benzeyen birini, posta
arabası ile tiren istasyonuna göndermişlerdir.
Ben, Dan’in eşi Alice ve
çocuklarına centilmence davranır. Eli kelepçeli ola=
rak
hareket etmesine bir görevlinin devamlı olarak kendisini göz
hapsinde tutması şartı ile müsaade edilmiştir.
Ertesi gün küme yola çıkar ve
dağların üstü-vadilerin içinden tehlikeli
seyyahatlerine başlarlar.
Bu arada Ben’in adamları posta arabasına=
yetişmiş,
içindekinin Ben olmadığını anlamış,
konuşturarak kafilenin asıl yolunun nerede olduğunu
öğrenmişler, arabayı da içindekilerle beraber
yakmışlardır.
Filmin bundan sonrasının anlatılması=
ndan
çok görülmesi gerekmektedir. Heyecanlı bir aksiyon ve=
gerilim
filmi haline gelen hikayede, kafile beklenen
olduğu kadar, beklenmeyen problemler ilede başa çıkmak
zorunluğunda kalacaktır. Bir keresinde kızıl derililerin
hücumuna uğrarlar. Bundan sonra Ben’in
yakalandığını duyan kefalet avcıları (bounty
hunters), onu kaçırarak para ödülünü
kendilerinin alması yönünde problem çıkarır=
lar.
Ondan sonra bir zamanlar kardeşi Ben tarafından
öldürülen başka bir yerin şerifi, adamları ile
Ben’i kaçırır. Her seferinde kafile, Ben’i tek=
rar
ellerine geçirerek yollarına devam eder ama her seferinde de
içlerinden birini dövüş-çatışma
esnasında yitirmektedirler. Bir keresinde tam kaçma
fırsatı bulduğunda nereden çıktığı
belli olmayan Dan’in büyük oğlu Bill sayesinde
yakalanır. Delikanlı biraz gençliğin verdiği
umursamazlık, biraz da babasına bir yardımcı olma
düzeyinde kafileyi gizlice takip etmiş ve tam zamanında da
ortaya çıkarak Ben’in kaçmasını
önlemiştir. Dan, oğlunun kafileye
katılmasını istememekle beraber yanlarında seyyahat
etmesine müsaade etmiştir.
Bu olaylar arasında, sinema seyircisi, yavaş
yavaş Ben’i daha yakından tanımaya girişir. Bir y=
erde
acımasız bir cani olan Ben, diğer zamanlarda filozofi
tartışmakta, İncil’den paragraflar sunarak için=
de
bulundukları zorluğu çözmede yol göstermekte,
şiir okumakta ve mola verildiğinde karşıdaki insan,
yaratık veya doğanın kara kalem resmini çizmektedir.
Dan’a olan yakınlığı da artmaktadır. Bu basit
fakat ailesi için bu kadar sıkıntılara girmeyi,
yaşamını tehlikeye atan dürüst ve
sözünü tutmayı bir görev addeden
çiftçiyi diğer para için herşeyi yapacak kan=
un
adamlarından ayırmaya ve adeta kıskanmaya
başlamıştır. Hele oğlunun da gösterdiği =
bu
yakınlığından sonra takdiri daha da artmışt=
305;r.
Kafile nihayet tiren istasyonunun bulunduğu kasabaya
ulaşır. Lokomotifin gelmesine daha birkaç saat vardır.
Herkes de merakla kaldıkları pansiyonun etrafında
toplanırlar. Oranın şerifi adamları ile gelerek
yardımcı olmayı üstlenir.
Bu arada Charlie Prince’in başını
çektiği çete şehre gelir. Sayıları kafile=
deki
kanun adamları kadardır ama Charlie bütün kasaba
kalabalığının önünde Ben Wade’i tutsakl=
ayan
her görevliyi öldürene 200 dolar vereceğini söyler.
Bunu içerden duyan Ben, Dan’a bakar ve gülümser. Bu
kadar sıkıntıya 200 dolar almak için giren Dan gibileri bir yana, bir kurşun ile bir
görevliyi öldürecek kasabalı da aynı miktar ile
ödüllenilmektedir!
Buna karşı Dan hi&c=
cedil;
bozulmaz. Ben’i tirene yerleştirecek ve 200 doları hak
edecektir. Gelin, görün ki o kasabanın şerifi dahil, seyyahatten geri kalan kanun görevlileri b=
ile
bütün kasaba ile baş edemeyeceklerini bildiklerinden hepsi
işi bırakır, çekilir, kaçar ve
uzaklaşır. Geriye bir Pinkerton grubu şefi
kalmıştır. O da hemen 200 doları çıkarı=
;r
ve Dan’a vererek Ben’i tirene yetiştirmesini ister.
Dan, oğluna ne olursa olsun
işe karışmamasını ve geriye gelmezse parayı
annesine götürerek borçlarını ödemelerini,
kendilerine de yeni bir yaşam kurmada evin erkeğinin artık B=
ill
olacağını yeğler. Silah tehdidi altında Ben’i
önüne katarak hem kasabalı ve hem de soyguncular ile
çatışa-çatışa tren istasyonunun yolunu
tutarlar.
Ateş altında iken yollarının
üzerindeki bir depoya girdiklerinde Ben, Dan’a hücum eder ve
iki adam alt-alta üst-üste döğüşmeye
başlarlar. Kavgada Ben üstün gelip Dan’i
öldürecek pozisyona geldiğinde Dan
ondan bir dileği olduğunu söyler. Bu karmaşıda Ben
arkadaşlarınca kurtarılacaktır ve kendisinin de ç=
;ok
büyük bir olasalıkla öldürülmesi izlenecektir.
Oğlu Bill’e “rol modeli” olmayı gözlemekte
olduğunu, onun kendisini, bölgenin en büyük haydudunu h=
em
de tek başına tirene rteslim etmesinde gösterdiği
başarı ile yaşam boyu gurur duymasını beklediğ=
;ini
mırıldanır. Ben bir ara durur ve bunu si=
nema
severlerin şaşkınlıklarına sebep olacak bir
şekilde kabul eder.
Sonraki bir noktadan diğerine ateş altında
koşmaları esnasında yaptıkları kaçamak
konuşmalarında Ben, çocukken şiddet uygulayan
babasından kaçan annesiyle bir tiren istasyonuna geldiklerinde
annesinin kendisine İncil verip okumaya başlamasını ve =
geri
geldiğinde tirene binerek oradan uzaklaşacaklarını
söylediğini açıklar. İncil’i üç
günde bitiren ufak çocuk annesini bir daha görmemişti=
r!
Ben, kurşunlar vızıldarken Dan’a
gülümseyerek, “Biliyormusun” der, “ben iki defa
Yuma Hapisanesine gönderildim ve iki defa da kaçtım!”=
; Bu
şekilde Dan’a adeta üzülmemesini, bu tirene yetiş=
tirme
numarasını onunla birlikte Bill’i olumlu şekilde etkil=
emek
için yaptığı garantisini vermektedir.
Nihayet geç kalan tiren çıka-gelir ve=
bu
anlarda her iki adam da hem kasabalının ve hem de soyguncular=
5;n
takibinde istasyona erişirler. Dan, BenR=
17;i
tiren görevlisine teslim eder ve dönerek durumu uzaktan seyreden
oğluna gülümser. Bu arada işin içinde ne
olduğunu bilmeyen Charlie yaklaşarak Ben’in uyarmasına
aldırmadan Dan’a ateş eder ve öldürücü
şekilde yaralar. Bunun üzerine Ben de kızarak Charlie’=
yi
ve diğer soyguncuları birer birer temizler.
Ölmek üzere olan babasının yanı=
na
koşan Bill önce silahını Ben’e doğrultursa d=
a,
Ben’in karşılık vermemesinden silahını indir=
ir
ve babasının son anlarında birşeyler yapmaya yönel=
ir.
Dan, savaştan bu yana
üzüldüğü itilme-kakılma devresini geride
bırakmış, oğluna iyi bir rol modeli vererek ruhunu
mutlulukla teslim etmiştir.
Ben de tirene girmiş, diğer mahkumlar
ile otururken kuvvetli bir ıslık çalmıştır.
Tiren hareketinden sonra bu ıslığı duyan atı, tren=
in
ardından koşmaya başlarken film sona ermektedir.
Filmin akım yorumu:
Bu filmin 1957 yapımı olan aynı isimdeki
orijinalini, yazar annesi Zehra Hanım ile beraber, İstanbul,
Beyoğlu, Atlas Sinemasında lisede iken izlemiştir. Van
Heflin’in Dan, Glenn Ford’un da Ben karakterlerini
canlandırdıkları, Frankie Lane’in de filmin aynı
isimdeki şarkıyı okuduğu bu hikaye<=
/span>
o zamanın “iyi adam iyidir,” “kötü adam
kötüdür” nüansı dışına
çıkamadığından filmde akım degişik ve
sonuç ayrı bir şekilde sergilenmiştir.
Aradan geçen yarım asırlık bir zam=
an
sonra, bu “remake - yeniden yapım,” İtalyan üret=
imi
“spaghetti western” janrasına yakın, “vahşi
Batı”yı eski Hollywood kovboy filmlerinin aksine daha reali=
te içinde
yansıtmaktadır. Bundan, Hollywood’un “western”
janrası üretiminde Avrupa’dan öğrendiği ders=
leri
unutmadığı anlaşılmaktadır.
Filmin eğitim ve terapide
kullanımı:
Transaksiyonel Analizde, “iyi” ve
“kötü” fenomenleri
içimizdeki çocuk veya ergen taraflarımızın
dinamiğindedir. Diğer bir söyleyiş =
ile,
bir kişinin “iyi” veya “kötü” olmas&=
#305;
olanağı eşittir. Davranışlarımızda
şüphesiz ki, içerde ana-babadan aldığım=
5;z
genlerin, dışarda da yetişme-toplum düzeyinin etkilemes=
iyle
hamurumuz yoğrulmakta ve “iyi” veya
“kötü” olarak izlenmemiz derlenmektedir. Bununla bera=
ber,
“iyi”yi kayıtsız-şartsız “iyi,”
“kötü”yü de yine
kayıtsız-şartsız “kötü” olarak
algılamamızın ruh sağlığındaki
yansıması rahatsızlıklara yöneltecek kapasitededir=
.
Kendimizi yalnız “kötü” olarak
kabul ettiğimizde moralimiz bozulabilir, kendimize güvenimiz azal=
abilir,
olumlu-yapıcı girişimlerden uzak kalarak
yalnızlığa imza atabiliriz...
Kendimizi yalnız “iyi” olarak
algıladığımızda sağlıksız bir
“kendini beğeni” elinde başkalarının
hakkına saygı duymayacak, onlara sevgi gösteremeyecek
düzeylere çıkabiliriz...
Başkalarını yalnız
“kötü” olarak görürsek onlara
ön-yargı ile yaklaşarak haksızlık edebiliriz...
Başkalarını yalnız “iyi”
olarak izlersek, yaptıkları hata ve yanlışlardan
düş kırıklıklarına uğrayabiliriz...
Onun için en sağlıklısı,
kendimizi de, başkalarını da “iyi” ve
“kötü” potansiyellerinde görerek
“iyi”leri yüceltmede, “kötü”leri de =
nötralize etmede uğraşı vermemiz
gerekmektedir.
Ben, hikayenin gelişinden
çocukken ihmal edilmiş, babasınca şiddet ile travmaya
uğramış ve annesi tarafından da terk edilmiş bir k=
anun
dışıyı yansıtmaktadır. Bu kadar kanun
dışı işlere karışmışken, Dan ona, aslında nasıl bir aile özlemin=
de
bulunduğunu hatırlatmış ve gözünü
kırpmadan karşısındakini kurşunlayan bu cani,
Dan’a oğlunun saygısını kazanmasında
yardımcı olmaya kalkmıştır! Hatta bütün
çete arkadaşlarını Dan’in vurulmasından so=
nra
birer birer öldürmesi de, kendine yeni bir yaşam tarzı
seçmesi fikrini bile verebilmektedir.
Filmdeki “iyi” karakterdeki kanun adamlar=
05;
da, zoru görünce herşeyi Dan’in omuzuna bırakmakt=
a ve
kaçmakta bir an bile çekinmeyerek “kötü”
taraflarını sergilemişlerdir.
“İyi” ile “kötü,”
çok ince bir çizgiyle ayrılır. Güzellik, o ince
çizgi üzerinde bir cambaz dikkatiyle yürüyebilmemizde=
dir.
Dr. Fuat Ulus =
=